Kazdığı kuyuya düşen zalim patron



Yıllar önce henüz gençlik yaşlarımda bir mobilyacıda işe başlamıştım. O zamanlar hem genç oluşum hem de ailemizin durumunun iyi oluşu beni geçim derdinden uzak tutuyordu. Meslek edinme niyetiyle her gün işe gider gibi bu mobilyacının yanına gidiyordum.

Her şey güzel giderken bir gün babamın kanser olduğunu öğrendik. O gün dünya başımıza yıkıldı. Bundan sonra o rahatlık ve bolluk günleri olmayacak her günümüz birbirinden zor geçecekti.


Babam bir süre sonra iyice takatten düştü. Artık bırakın işe gitmeyi dışarı çıkacak gücü bile zor buluyordu kendinde. Ben o güne kadar sırf kendi keyfim için yaşamıştım ama o günden sonra annem bana önemli bir şey öğretiyordu.

Bir gün beni yanına çağırdı ve ağlayarak artık babamızın son demlerinde olduğunu söyledi. Onu ağlar görünce ben de ağlamaya başlamıştım. Sonra bana artık evin geçiminin benim üzerimde olacağını söyledi.


Bunu duyunca birden korkmuştum. O yaşa kadar rahatlık içinde yaşayan ben şimdi eve ekmek mi getirecektim? Buna inanamıyordum. Ama doğruydu, babamın ölümünden kısa bir süre sonra bu gerçekle yüz yüze kalmıştım.

Babamın acısı henüz tazeyken çalışma kısmını hiç düşünmedim. Babamın ölmeden önce bize bıraktığı parayla idare ediyorduk. Hazıra dağ dayanmaz derler ya öyle de oldu. Bir süre sonra paramız iyice azalınca annem artık kendimi toplamamı söylemişti.


Hayat işte şimdi başlıyordu aslında benim için. Bunu çok iyi anladığım bir gün boş kalmayayım diye yanında bir süre çalıştığım mobilyacının yanına gittim.

Beni önce güler yüzle karşılamıştı. İçeri buyur edip babamı çok sevip saydığını söylemişti. Bense o an saflıkla ona inanmış ne demişse gerçek düşünceleri sanmıştım.


Ne kadar da körmüşüm. Şimdi ki aklım olsa bir dakika durmazdım yanında. Ama nerden bilebilirdim gerçek yüzünü. Onunda yanında geçirdiğim diğer günlerde kötü şeyler birer birer ortaya çıkmaya başlamıştı.

Yazının devamını okumak için görsele t.klayarak ilerleyiniz.