Dünya

Terbiyesiz Eğitim

-1 Canlıların en fazla gayret sarf ettiği, en çok zaman harcadığı şeylerin başında hiç şüphesiz ki terbiye gelir. Terbiyesizlik beşer için en büyük musibet, terbiye ise en büyük erdemliliktir. Terbiye lafzı ile eğitilmiş fert veya toplum kastedilmektedir.

             Terbiye ile itikat kıvamını bulur. Toplum istenilen seviyeye gelir. Terbiye ile yabani ağaçlar bile tatlı meyveler verir.

            Terbiye edilmemiş köpeğin avladığı av yenilmezken, terbiyeden geçmiş av köpeklerinin avları yenilebilir.

              “Ey örtüsüne bürünen…” hitabının muhatabı âlemler sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.v), Rabbinin terbiyesinde en güzel bir terbiye ile model olarak ümmetine sunulmuş ve kendisinden de ümmetini terbiye etmesi istenmiştir.

                Hz. Ali (r.a.) zamanındaki insanlara Rasulullah’ın ashabını anlatır ve onlara derdi ki; “Ben şimdi sizlerde, onlarda gördüğüm güzellikleri göremiyorum. Rasulullah’tan kısa bir süre sonra sahabenin terbiyesini özleyen bir sahabe. Peki Ya şimdiki terbiyeler hangi mihenk üzere? İnsan düşünmek bile istemiyor.

                 Rasulullah Efendimiz (s.a.v)’in her bakışı ,her nefesi sahabeyi kiramı terbiye ediyordu. Kuran suyuyla sulanıyor, hikmet pınarıyla yetişen meyveli ağaçlar olarak gelişiyordu. Onları huşu ile kıldıkları namaz, huzur ile tuttukları oruç, aşk ve şevk ile dinledikleri sohbet gün be gün olgunlaştırıyordu. Ta ki hidayet ışığı, aşk membaı, vefa güneşi oldular. Rasulullah medresesinde önce kalpleri iman ve ihlâs kabına döndü. Kalpler onların samimiyetiyle hidayet buldu. Onlara kalplerin fethini müyesser kılan Allah beldelerin fethini de müyesser kıldı. İman ışığı Arap yarımadasını kuşattı, aşama aşama âlemin tamamına yayılan bir iman ziyası oldu.

                  Sahabe görmüş nesiller oğullarını sahabenin terbiyesine vakfettiler. Ey Allah Rasulünü görmüş efendim oğluma Kuran-ı öğrettiğin gibi sizdeki sadakati de öğret. Demek suretiyle sahabedeki görmüş oldukları eşsiz terbiyeye nail olmaya gayret etmişler. Biz oğullarımıza zahiri edepleri verebiliriz ama iç âlemin terbiyesi için hepimiz size muhtacız demişlerdir.

                  Selefi Salihinin iman ikliminde, imanın hâkim olduğu beldelerde evlad-ı iyalin terbiyesinin asla ihmal edilmemesi gereken bir husus olduğunda ittifak etmişler ve bu minval üzere nesillerin vahiy menşeli terbiyesi için seferber olmuşlardır.

Peki ya bizler ve yaşadığımız ortam! Her türlü fitnenin kol gezdiği, terbiyesiz bir toplumun şer tohumlarını her yere ektiği günümüzde acaba biz ne kadar terbiyeliyiz ve ne kadar zürriyetimizin terbiyesi için gayret sarf ediyoruz.

                 Beşeri ideolojilerin davetçilerinin haramiler misali nesilleri kapma gayretine karşılık biz İslam’ın terbiyesine ne kadar yakınız?! Nifak dalgalarına, şirk ve küfür dalgalarına karşı gelebilecek, o dalgaları geri savabilecek bir iman terbiyesiyle neslimizi korumaya alabildik mi acaba. Ahlaksızlığın karanlıkları içerisinde bocalamadan İslam ahlakının fanusunu yakacak bir nur ile  onları donatabildik mi acaba.?

-2

Ahir zamanda Allah(c.c) Resulü’nün ve ashabının üzerinde bulunduğu Hak nizam üzere olabilmenin derdine düşen erler gerçek manada Allah erleridir. Sadece dil ile kuru kuruya “kurtuluşa eren fırka bizim fırkamızdır” demekle olmaz. Rasulullah’ın terbiye esasları üzere eğitilmedikçe kişi fırka-ı Naciye ( kurtuluşa eren fırka ) mensubu olamaz.

                   Allah’ın ipine sımsıkı sarılan, iyilik ve takva üzere yardımlaşan bir zürriyet ve nesil yetişmesi için Rabbani terbiyeden başka yollar ve terbiyeler şer cenderesinin ateşi ve alevidir.

                   Ehlisünnet vel cemaat prensibi üzere yetişen nesiller yeni bir saadet asrının mümessilleri olacaktır. Arsızlığın, hırsızlığın ve ahlaksızlığın önünün alınamadığı batı medeniyeti ve batı medeniyeti taklitçiliğinin iflas ettiği günümüz dünyası hasretle bu saadet asrını gözlemelidir.

                  Terbiye; ferdi ve toplumu bütün yönleri ile eğitmektir. İslam’ın terbiye anlayışı malumat edinme ve teknik kabiliyetleri harekete geçirmekten ibaret değildir. Çünkü İslam’da terbiyenin hedefi insanın dünya ve ahiret saadetini elde etmesidir. Günümüzün ilkel eğitim sistemi sadece malumat yükleme ve teknik kabiliyetleri ortaya çıkarma hedefi güttüğü için iflas etmiştir. Rasulullah’ın sünnetinden soyutlanmış, sahabe tanımaz bir eğitim ancak kısa yoldan köşe dönme planı yapan ruh dünyası karanlık adamlar yetiştirir.

                  Bu mahiyette kendilerine İslami kimlik isnat edilen insanların da Rasulullahın terbiye metodundan habersiz eğitim tarzlarıyla meşgul olmaları da gerçekten şaşılacak bir husustur. Rasulullah sahabeyi kiramı nasıl eğitmiştir ve hangi terbiyelerden geçirmiştir. Müslüman eğitimciler bu noktaya yoğunlaşıp araştırması gerekir. Yoksa ümmete bir kilo bal vermek için bir kamyon keçiboynuzu çiğnetirsiniz. Beşeri ideolojilerin pörsümüş eğitim sistemi ve filozoflarıyla Müslüman evladına terbiye vermeye kalkarsanız sadece onlara zulmetmiş olursunuz.

                   İbn.Mesut (r.a.) “ Siz şu anda fıtrat üzeresiniz, siz sonradan bazı şeyler uyduracaksınız ve size karşı da bazı şeyler uydurulacak. İşte bu uydurulmuş şeyleri gördüğünüz zaman ilk zamanı size tavsiye ederim” buyurarak Asr-ısaadet ruhuna tekrar dönmek suretiyle bozulan yapıların tekrar aslına dönmesi gereğine işaret etmiştir.

Önce TASFİYE Sonra TERBİYE

Günümüzde eğitim ve öğretimin tekrar sağlam temellere oturması için terbiyeden önce tasfiye ile başlamak gerekir. Yani İslam’ın inanç sistemine aykırı olan sonradan girdirilmiş batıl inanç, hurafe ve bidatlerden arındırmak tasfiye etmektir.

                   Bu tasfiye işlemi çok büyük gayret isteyen önemli bir adımdır. Önce Müslümanlar sünneti seniyyeye muhalif garabet itikat ve fikirlerden kurtulmaya azmetmeli ki Allah (c.c.) onlara yardım etsin.

-3

Bu mahiyette İslam davetçilerinden kıymetli bir zat şöyle ifade ediyor “ Siz İslam devletini kalbinizde kurun ki Allah’ta arzında kurmayı kolaylaştırsın”

                 İslam terbiyesinde temel düstur ne doğu ne de batı illa İslamiyye illa İslamiyye olmalıdır. İlk baştan cetvel eğri olursa doğru çizgi ortaya çıkmaz.

                 Terbiyeden önce tasfiyenin manası şudur: İslami kavramların ifade etmiş olduğu manaların sulandırılmış şekillerinden tekrar asli mana ve mahiyetine döndürülmesidir. Yani sapı samanla karıştıran, İslam’ın kavramlarını kendi hayat tarzlarının standartlarına indirgemek isteyen adamların ellerinden İslam’ın ruhunu kurtarmaktır.

Sahabeyi Kiramı ümmetlerin en üstünü yapan terbiye unsurları şu esaslara dayanıyordu.

  1. İmanlarında, amellerinde ve sözlerinde sadakat üzere idiler. Allah (c.c) onların hicretteki sadakatini Kuran’da bizzat zikretmektedir. Allah (c.c)’a vermiş oldukları ahitlerindeki sadakati dillere destan bir hadisedir. Allah(c.c)’a verdiği sözde canlarını ortaya koyarak cihat erleri oldular. Bu uğurda şahadet şerbeti içmek için birbirleriyle yarıştırlar.
  2.  Allah(c.c.) Rasulünü ve müminleri dost tutmaları: Cahiliyetin bütün alametlerinden kopmak. İslam’ın eşsiz ahlakına kavuşmak onların esas derdi idi. Bu hususta mesafe kat etmek, dostlukların belirleyici mihenginin İslam olmasıydı. Bunu da tam manasıyla hayatlarında uygulamaya koyuverdiler.
  3. Allah (c.c)ın ve Rasulünün emirlerine son derece saygılı ve muti olmaları: Allah ve Rasulünden gelen emirleri yerine getirme hususunda birbirleriyle yarış içerisinde idiler. “Ey İman Edenler! Allah ve Rasulüne itaat ediniz” emrinin yerine getirilmesinde kıyamete kadar gelecek ümmete model oldular.
  4. Vahdet ve birlik olmadaki kararlılıkları: Vahdetin izzet ve ilahi yardıma nail olma vesilesi olduğunu insanlar içerisinde en iyi anlayan ve yaşayan şüphesiz ki sahabeyi kiram idi. Hem cemaatle icra edilen ibadetlere, hem de bir halife komutasında cemaat olmaya düşkün idiler.
  5. Din kardeşliği noktasında son derece samimi olmaları: Kendileri muhtaç olduğu halde kardeşlerini kendi nefislerine tercih etmeleri hususu Kuran’da övülmüştür. Ensarın muhacirlere yapmış olduğu fedakârlıklar malumdur.
  6. Tövbe ve istiğfara koşmaları: Bu iman medresesinin diploması nefislerin terbiye ve tezkiyesini bildiren güzel ahlak sertifikası idi.
  7. Dünya ziynetinin peşinde olmamaları: Dünya süsü en fazla kafirleri ve münafıkları oyalar. İmanın lezzeti kalbe sirayet ettikçe dünyevi lezzetler hakir ve değersiz kalır.
  • Dünyaya meyletmemeleri ve ahrete yönelmeleri: Allah (c.c) ayetinde bildirdiği üzere dünya hayatını basit bir meta olarak gördüler. Ahiret hayatının ebedi yurt olduğunun şuuru üzere bir hayat sürdüler. Kıyamın çokluğu orucun çokluğu, ibadetin çokluğu, dünyaya meyletmekle beraber bir azlık kalıverir.
  • Hak yolundaki şecaatleri: Anam-babam-canım sana feda olsun diyen, Allah(c.c)’tan başka hiç kimseden korkmayan, kınayanın kınamasına aldırmayan Allah(c.c) erleri idiler.

.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu