Dünya

Telef etmeden telafi:

Maddi ve manevi afetler ahir zamanda bir biri ardına gelir. Maddi afetler imarı manevi afetler de imanı harap eder.

             Âlimlerin fıskı fücur içerisine düştüğü, dünyalık menfaatler peşinde koştuğu zaman, dünyayı mamur edeyim derken ahretini harap eder dünyalık elde edeyim derken dinini telef eder. Dünya sevgisi tedricen öldürücü bir zehirdir. Bu zehrin tesiri ulamaya sirayet ederse toplum tamamen kangren olur. Bu mahiyette ehlisünnet vel cemaat ulema iyi seçilmeli ve bilinmeli ki: Mutlak itaat ancak Allah ve Resulünedir. Onun dışındaki bütün itaatler mukayyettir. Yani Allah ve Rasulüne itaate bağlıdır. Allaha isyanda mahlûkata itaat yoktur.

            Âlimler ümmetin ıslahı için çabalamak vazifelerini hatırlayıp öncelikle dinlerini yaşama, yaşatma ve Allah’ın kullarını Allah’a kulluğa çağırma vazifelerini hakkıyla yerine getirmek suretiyle telef olmadan, telef etmeden hatalarını telafi etme derdine düşmelidir.

             Ümmetin afetlerinin en büyüğü zalim idarecilerdir. Zalim yöneticilerdir. Huzuru ilahide tebaanın tamamından hesaba çekileceğini unutup gafilane hayat süren sapık amirlerdir. Mal, makam ve şöhret sarhoşluğu içerisinde firavunlaşan ümmetin baş belası baştaki fasıklar ve facirlerdir. Ümera, ümmetin ıslahında gafil olduğunu hatırlayıp adalet üzere telef olmadan, telef etmeden yanlışlıklarını zulümlerini telafi etmek için şeytanlarının zincirinden boşanıp Kuran ve sünnete dönmelidir.

             Zalimlerin destekçisi halklar, onları seçenler, cahilane aldatıcı kalabalıklar da afetin bir parçasıdır. Aldatan firavunun suçu aldatmaktır. Aldanan halklar da firasetsiz, basiretsiz ve ilimsiz olarak firavuna koltuk değneği, kul ve köle olduğu için afettir. Halklar da aklını başına alıp telef olmadan telef etmeden hilafetin ve islam birliğinin ikamesini niyetine alıp yanlış kimselerden desteğini çekip doğruları desteklemek suretiyle yanlışını telafi etmek zorundadır.

Peygamberimiz(sav) buyurdu ki: Dinin afeti üçtür; günahkâr âlim, zalim yönetici ve çok ibadet eden cahil.

             Faiz ümmeti helak eden, bereketini gideren tahribatı en yüksek olan afetlerden biridir. Allah’a karşı harp ilan etmek gibi bir çirkinliği içerisinde barındıran faiz, İslam nizamının en şiddetli karşı çıktığı felakettir. Faizci sistemler, faizci işletmeler, onları destekleyenler, faiz alanlar, faiz verenler, faizin kâtibi olanlar ve şahidi olanlar bu yanlışında ısrarcı olmaktan hemen vazgeçerek, Allah ve Rasulüne kulak vermeli. Telef olmadan ve nesilleri telef etmeden bu korkunç günahı ve zulmü telafi etmeye gayret etmelidir. Bir an önce şeytanın oltasının ucuna takmış olduğu faiz solucanına ağzını kaptırmak yerine helakine ve yok oluşuna çağıran bu yeme aldanmamakla kendisini kurtarmaya bakmalıdır. Faiz batırır, sadaka artırır ilahi fermanı düstur olmalıdır.

          Dinin özünden uzaklaşıp, Kuran ve sünnetin, yerine dinde olmayan şeylere din gibi sarılmak yani bidat sinsi ve helak edici şeytanın bir tuzağıdır. Nice abidleri telef edip, nefsinin arzularını din diye yaşantıya sunmuştur. Nice meşrep nostoljilerini dinin özü  gibi algılatmıştır.

              Allah(c.c)’ın ipini bırakıp da bir ucu şeytanın veya şeytanlaşmış insanların elinde olan sapık ipler sahiplerini ve tutanları helake çekmiştir. Dinden uzaklaştırıp darmadağın etmiştir. Her bir kimse tuttuğu ipin ucunda kimin olduğuna iyi bakmalı ve her ip uzatanın ipinden tutmamalıdır. Yoksa ipin ucunu görmeden tutulan nice ipler rengini kabirde belli eder. İpsizlerin ipine sarılıp telef olmadan, sıkıca Allah’ın ipine tutunup şeytanın ipiyle geçilen yılları telafiye çalışmak lazım. Hakkın ipine tutunanların ise tuttuğu sağlam ipi sapasağlam tutup yoluna devam etmesi lazımdır.

            Nebiler elbisesi giyip zalimler ahlakına ve zalimler yaşantısına sahip olmak bu dinin afetlerinden biridir. Nebiler gömleği giyip zorba despotlar gibi yaşayan kıyafet abidleri de aldatıcı bir afettir. Dışların güzelliğinden daha ziyade içlerin güzelliğine çalışmak lazım. Kalplerin nurunu yakin iman ziyasıyla aydınlatmak lazım.Kalpteki şeytan yuvalarını bozmadan aile yuvalarının bozulmasına mani olmak mümkün değildir.

             Ölümü unutup kabirlerin yanından tepe tepe umursamadan geçmek hiç ölmeyecekmiş gibi helal haram demeden har vurup harman savurmak ;sahibini ateşe savuran kızıl bir afettir. Omuzunda taşıdığı  ve toprağa verdiği eşinden ,dostundan ibret almamak ona bela ve musibet olarak yeter de artar bile. Ölümün acı yüzünü görmeden kabre telef olmuş bir ağaç kütüğü gibi yuvarlanmadan, ömrünün kalan kısmını kâmil bir mümine yakışır bir şekilde ihya edip geride kalan yılları telafi etme derdine düşmek lazımdır.

             Durması gereken ve Hakkın gözünde görülmesi gereken yerlerin dışındaki yerler kişinin aleyhine şahit ve şikâyetçidir. O halde her meclisi ve bulundurduğu ortamı şahsı adına şefaatçi kılmak gayreti lazımdır. Töhmet mahalleri ve isyan mahalleri cehennem mahalleleridir. Cennet bahçesi olacak mahalleri çoğaltıp ilim, zikir ve itaat alanlarıyla telafi etmek lazım. Afetler sayılmakla bitmez ve her dengesizlik bir afeti beraberinde getirir. Hz. Ali(r.a) afetleri şu şekilde haber veriyor:

Aklın afeti, heva-hevese tabii olmaktır.               

Konuşmanın afeti, yalan söylemektir.

Şecaatin(cesaretin) afeti, taşkınlık yapmaktır.

Cömertliğin afeti, israftır.

İktisat ve tutumluluğun afeti, cimriliktir.

Maharetliliğin afeti, kendini beğenmektir.

Âlimlerin afeti, baş olma sevdasında olmalarıdır.

Liderlerin afeti, tebaasını yönetmedeki zafiyetidir.

Güçlü olmanın afeti, hasmını(düşmanını) zayıf görmendir.

Heybetin afeti,  çok şaka yapmaktır.

Başkan olan kimsenin afeti, övünmektir.

İlmin afeti, amel etmemektir.

Amelin afeti, ihlâsı terk etmektir.

Memleketlerin afeti, zalimlerin tasallutudur.

Arzu ve emellerin afeti, ecelin gelip çatmasıdır.

Vefanın(devamlılığın) afeti, mazeret bildirmektir.

Sözün afeti, uzatmaktır.

     Bütün afetlerin başı ise; lezzetlere düşkün olmaktır.

Bu afetlerden ve hastalıklardan kişiyi kurtaracak şey ise:

Her türlü şüpheden arınmış, emri ilahiye muhalif şehvet ve arzulardan arınmış, hastalıklardan uzaklaşmış, yönünü Rabbine dönmüş kalp; kalbi selimdir.

 “O gün ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah’a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şuara, 26/88-89)

Kalbi Selim  dört temel üzere oturur:

1-Niyetleri Düzeltmek.

2-İhlâslı Olmak.

3-Takva Sahibi Olmak

 4-Allah ve Rasûlullah sevgisi “ Her nerede olursan ol Allah’tan kork ve işlediğin bir kötülüğü onu yok edecek

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu