DünyaGenel

RÜTBELERİN EN ŞEREFLİSİ: İLİM

ÖNCE TEFEKKÜR

                       Bir zamanlar O’dan başka hiç bir şey yoktu. O’nun ol emriyle kainat oluverdi. Çamur, kaya ot bitmez bir arz. Ekin ekilmez bir yüzey. Sonra canlı hayatına elverişli su da bulunsa ziraata mümbit bir arazi.

                       Ziraata elverişli bir arazi bahşedip gökten suyunu indiren Allah (c.c) yarattıklarına ne kadar da merhametli. Yoktan var eden, var ettiği mahlûkatın hayatını idame ettirecek nimetler bahşeden yüce Mevla ne kadar da şefkatlidir.

                     “Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara fayda sağlayarak denizde akan gemide, Allah’ın yukarıdan bir su indirip onunla toprağı ölmüşken diriltmesinde, üzerinde deprenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gökle yer arasında boyun eğmiş bulutta akıllı olan bir topluluk için elbette Allah’ın birliğine deliller vardır. “Bakara 164”

                   Gece ve gündüzün birbiri ardında gelmesi, gündüz ışığıyla ve güneşiyle gıda olacak canlı ve olgunlaşacak besin için ne kadar büyük bir nimettir. Harika bir tepkiyle fotosentez yaşayan yapraklar ve nebatat kendisindeki canlılık emarelerini bir enerji karşısında öyle bir programla ortaya koyuyor ki; ne büyük bir ibret. Gece ve gündüzün uzayıp kısalmasında canlılar için programlandırılmış öyle ince bir yaratıcı programı var ki akıllara durgunluk ve gönüllere iman serper. Her an gözümüz önünde cereyan eden sayısız nimet-i ilahi ve hadiseyi farkına varmadan yaşamaktayız.

                        Üzeyir (a.s)’ın  Buhtunnasr harap edildikten sonra uğradığı Kudüs’ü hatırlayalım. Hani bu köy halkı ölüp çatıları üzerine çöktükten sonra Allah onları ve orayı ne zaman ihya eder ki? Ve Allah (c.c) O’nu yüz yıl öldürdü(uyuttu).

“Yahut altı üstüne gelmiş ıpıssız bir şehre uğrayıp: “Allah, bunu bu ölümünden sonra sonra nereden diriltecek?” diyen kimse gibi. Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl öldürdü, sonra diriltti ve: “Ne kadar kaldın?” diye sordu. O: “Bir gün veya bir günden eksik kaldım.” dedi. Allah: “Hayır, yüz yıl kaldın. Öyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! Bunlar, seni insanlara karşı gücümüzün bir canlı delili yapmamız içindir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Bu şekilde hak kendisine apaçık belli olduğunda: “Allah’ın herşeye gücü yettiğini şimdi biliyorum.” dedi. “Bakara 259”

                         Semavat, arz ve arasında her ne varsa mülkü Allah’ındır. Semavat ve arası ifadesi Kuran’da 20 yerde geçmektedir. Arz ayaklarımızı bastığımız yüzey, sema da gözümüzü göğe diktiğimizde gördüğümüz boşluk, peki ya ikisinin arası nedir?

İşte yer ve gök arası gözle gözükmeyen canlılar veya nice alemler kastedilmiştir. O’nun mülkünde ona başkaldıran asiler ve O’nun mülkünde onun ahkâmını devre dışı bırakmak isteyen zalimler var ya öncelikle onlardan olmamak sonra da onlarla mücadele etmek mümin üzerine bir vazifedir.

                           Ayağı sağlam zemine basan adam ayağının altından toprak kaymaya başladığında Ya Allah diye feryat ediyor. Semanın boşluğunda uçan kafir uçak düşmeye başlayınca Ya Allah diye feryat ediyor.İşte bunlar birer vaka aynı zamanda da tebliğ için birer fırsat ve nimettir. Yani insanların içinde yaratıcı olarak bilinen O Allah’a kulluk edilmesinin gerekliği ve şuuru her an canlı tutulmalıdır.

Yaratan bilmez mi?

 İlmin sahibi ve lütfedeni Mevla’yı zül celaldir. Allah Adem (a.s)’ı melekler üzerine ilimle üstün kıldı.  İlim talep etmenin farziyeti noktasından başlayarak itikadi, ameli ve ahlaki tashih etmek için başlanan ilim, öğrenilmesi farz olan ilimdir. İlm-i hal diye bilinen temel fıkıh ilmi herkesin mutlaka öğrenmesi gereken ve bilmeme mazeret kabul edilmeyen ilimdir. Zaten kişinin haline göre üzerine farz olan bir vazifeyi yerine getirecek kadar bilmesi herkes üzerine farzdır. İnsana has olan ilmin üstünlüğü ve şerefi aşikârdır.

                Takvaya, hakikate götüren faydalı ilimler kişinin şahsiyetinin ve haysiyetinin muhafızıdır. Faydalı ilimlerle donanmamış kimseler şahsiyetlerini ve haysiyetlerini çok çabuk yitirmektedir. Buna göre faydalı ilmin meyvesi ikidir.

 Birincisi kişinin şahsiyetinin ve karakterinin insani ve İslami yapılanmasını temin eder.

 İkincisi ise haysiyetini muhafaza eder.

                   Dünya ve ahiretin mutluluğunun yolu faydalı ilimden geçer. Ebedi saadetin bir vesilesi olan ilim sahibi için bir zinet ve nimettir. İlim deryasında yüzmek her adamın işi değil er adamın işidir. Gereğinden fazla dalanlar vurgun yerler, helak olurlar. Esas belirtilen sınırları koruyarak ilim deryasına dalan ilim erleri ise envai çeşit inci mercan ve mücevheratla deryanın yüzeyine çıkarlar.

                   Kuran ve sünnet ilimleri her türlü düşmandan sahibini koruyucu bir muhkem kale gibidir. Buna binaen Rasulallah efendimiz bir fakihin şeytana karşı bir abidden daha güçlü olduğunu haber vermektedir. Aslında ilim ruhun gıdasıdır. Nasıl ki bedenin günlük ihmal edilmemesi gereken bir gıdaya ihtiyacı vardır. Ruhun da kendisini canlı ve zinde tutacak bir gıdaya ihtiyacı vardır. Bu da ilim ve irfandır.

                    Müslüman’ın ölçülü bir şekilde vakitlerini ilim, zikir, dua, tefekkür ve salih amellerde tezyin etmesi gerekir. İlim müminin azığıdır. İşte yukarıda ifade edilen Kuran ve sünnet ilimlerinden belirli bir altyapı olmazsa bir ömür verilen tıp gibi farzı kifaye ilimler sahibinin ukbası için bir azık olamıyor. Sadece dünyadan dünyalık aldığı azık kendisine kar kalıyor. Bu ebedi bir aleme harap etmekten başka bir şey değildir.

                   Tabip olup dünyasını kurtaracak diye at yarışı gibi dershaneden dershaneye çocuklarını koşturan ama bu çocukların dini, ahireti ne olacak diye aklına bile gelmeyen ebeveyn huzurullahta bizzat kendi çocukları tarafından yakasına yapışılıp hesap sorulacak kimselerdir.  O günün dehşetini düşünmeden sadece dünya kazancı için okuyup okutanın vay haline. Din ilimlerini ihmal edip de dünya ilimlerinde yarışan toplum asla iflah olmaz. Daha okumaya bile başlamadan istikbal vadeden mesleki sınavların yoğunluğu çocukların yapısını olumsuz etkilemekte ve hayatı sadece dünyalık sınav yarışı olarak algılamaktadır.Peki ya ahretin sınavı…

“De ki: Ey Rabbim! İlmimi artır.” (Taha suresi 114)

              Dünya ve ahiret ilimlerinin nuru İslam’ın ilme verdiği önemle parlamıştır. Hiçbir nizam ve sistem İslam kadar ilme ve âlime önem vermemiştir. Mutlak ilim Allah (c.c)’ı bilmektir, O’na kulluk vazifesinin gereğini idrak etmektir. Mukayyet ilim ise O’na kulluğa götürecek tarif edilen yolda yürüyerek kulluk şuurunu anlamaktır.              İster kesbi olsun ister Vehbi olsun kişide ilim sıfatı tecelli edince sahibini karanlıktaki ay gibi aydınlığa çıkarır. Mevcut beşeri ilimlerden hareketle matlup olan uhrevi manalara eren pek çok bilim adamı da olmuştur. Teleskopumun başında duruşum çoğaldıkça yaratana olan imanım kuvvet buluyor diyen gök bilimcileri gibi. Rabbani ve nurani olan ilim uçsuz bucaksız bir okyanus gibidir. Diğer beşeri ilimler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu