DünyaGenel

KORKAKLIĞA VEDA ZALİMLERE ELVEDA

Ey Peygamber-i Zişan! Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah’ın gafil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler.(İbrahim 42)

Fakat zulmedenler, bilgisizce hevalarına uydular. Artık Allah’ın şaşırdığını kim yola getirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.(Rum 29)

Korkaklık zulüm üreten bir bataklıktır. Nerede ne kadar zalim varsa, işte orada o kadar korkak vardır. Korkaklığa veda edenler zalimlere elveda derler. Zulüm karanlıktır. Karanlık adamların mesleğidir. Zalimlerin hâkim olduğu ülkeler cehalet, yoksulluk, anarşi ve huzursuzluk karanlıkları içerisindedirler. Korkaklar bir merkep peşinde sorumsuzca giden ve nereye gittiğini bilmeyen develer gibidirler. Korkaklar bir boynuzlu keçi peşine takılan koyun sürüsü gibidirler. Onlar “bu boynuzlu bizi nereye götürüyor diye başını kaldırıp başkaldırmadıkça onları yardan aşağı yuvarlayıncaya kadar götürür.

Evet, şimdi bu dünyanın çivisini çıkran, insanların mutluluğunu kaf dağının arkasına atmaktan zevk alan zalimlerin ta kendisi değil midir? Zalim yöneticiler, açgözlü cimri kapitalist zenginler, az bir pahaya hükmü satan kanun adamları ve korkak avamın eseridir bu derin ve kokuşmuş zulüm bataklığı.

Hassasiyetini, şerefini beş paralık edip menfaat uman korkaklar zulüm imparatorluğunun yapı taşlarıdır. Yağcı, dalkavuk vezirler yıkılmaya yüz tutmuş zulüm sarayının koltuk değneğidirler. Zalimlerin zulmü devam eder insanlar da onların zulümlerine mani olmazsa ilahi azap herkesi kuşatır. Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, Allah’ın cezası şiddetlidir. (Enfal 25)

Yersiz yapılan her iş zulümdür. Allah’a isyanla amel etmek ise zulmün tohumudur. Hak yolu şaşırıp batıl yollarda heva, heves atına binip kişneyen serkeş atlar bir gün sahibini mutlaka uçuruma yuvarlayacaktır. Zalimlerin köşkleri heva- heves, ahiret inancına zayıflık ve şehvet temeli üzerine kurulmuştur. Kişinin kendisine yaptığı zulmün bağışlanması umulur, Allah’ın kullarına yaptığı zulmün hesabı çok ağır olur. Zulmün en büyüğü olan şirk ise asla affedilmez. Aklı, ruhun safiyetini ve fıtratı bozan her şey sonuç olarak zulüm doğurur. Doğan veledi zalim ye’cüc ve me’cüc misali girip çıktığı beldeleri harabeye çevirir. Çekirge sürüsü misali talan eder.

Mustazafların hakkını kuvvetlilerden aldığı gün güzel günlerin başlangıcıdır. Despotların dize geldiği gün hayırlı günlerin anahtarıdır.

Zalimler kalbi dar adamlar olduğu için halklarının genişlik içerisinde olmasına tahammül edemezler. Çünkü onların sermayesi açlık, yokluk ve darlık içerisinde inim inim inleyen mustazaf halklardır. Ama bir gün şu hakikatin tezahür edeceğini unutacak kadar da gafildirler. “ Zulümle abad olunmaz.” Zulmün yayılması en büyük afettir. Bu afetin ilacı ise korkaklık hastalığını bırakarak zalimlerden desteği çekmektir. Heva hevesine tabi olan, gaflet perdeleri ardına sığınan, sadece kendi menfaati ile hesap yapan, dünyadan helal haram demeden pay alan, günah deryasına dalan, cehenneme devlet hazinesinden kor ateş çalan zalimler mutlaka hüsrandadır.

Anlatılır ki; Hazreti Ömer’e birisi geldi. Hazreti Ömer ona dedi ki beni nasıl görüyorsun?

Adam O’na dedi “ Hayır ve güzelliği seven kimselerin görmek istediği şekilde seni görüyorum. Çünkü sen görüyorum ki hakları toplamada çok güçlüsün, mallara hiç meyletmeyecek kadar iffetlisin, malların taksimatında ise çok adilsin. Zaten Hak’tan sapmış olsan eğri okun ok yuvasında düzeltildiği gibi seni düzeltiriz. Hazreti Ömer O’nun bu ifadesine hoşnut olup “Allah’a hamd olsun ki Hak’tan saptığım zaman beni düzeltecek bir toplum içerisindeyim” demiştir. İşte Hakk’ı muhafaza noktasında bir yönetici ve işte ona layık bir halk.

  Haccacı Zalim halkının Hazreti Ömer’in adaletini istediği noktasında duyumlar alınca; siz sahabe olun ki ben de Hazreti Ömer olayım demiştir. Buradan hareketle yöneticilerin halkları tarafından uyarılmaması ve gafletten uyandırılmaması onları zalimlere çeviriyor. Servetlerine servet katan hak hukuk tanımayan zalim birer firavuna çeviriyor.

Hazreti Muaviye Cuma günü minbere çıkar ve şöyle hutbe verir. “… Mal bizim malımızdır. Hazine bizim hazinemizdir. Ondan istediğimize verir. İstediğimize vermeyiz. Hiç kimse ona cevap vermedi. İkinci Cuma yine aynı şeyleri söyledi. Ona yine kimse cevap vermedi. Üçüncü Cuma yine aynı şeyleri söyleyince mescide gelen adamlardan birisi ayağa kalkıp dedi ki “ Hayır mal bizim malımızdır. Hazine bizim hazinemiz her kim bizimle onların arasına girerse şu kılıçlarımızla onu Allah’ın hükmüne götürürüz. Hazreti Muaviye minberden inince o adamı çağırdı ve içeriye götürdüler. İnsanlar eyvah adam helak oldu. Adam helak oldu diye mırıldanmaya başladılar. Çünkü adam O’na karşı gelmişti. Daha sonra ahaliyi de içeri aldılar. Hazreti Muaviye’nin yanına insanlar girdiler. Bir de ne görsünler helak oldu dedikleri adam Hazreti Muaviye ile birlikte bir tahta oturmuş Hazreti Muaviye ona ikram ediyor ve sohbet ediyorlar. İnsanların şaşırdığını gören Hazreti Muaviye şöyle der “ Ey insanlar! Bu adam beni ihya etti, Allah da O’nu ihya etsin. Çünkü ben Rasulallah’tan şöyle derken duydum “ Benden sonra bir takım yöneticiler olacak. Onlar konuşacaklar. Ama onlara cevap verilmeyecek(yanlış konuşsalar bile) işte Onlar cehennemde maymun yığınları gibi üst üste yığılacaklardır.” Hazreti Muaviye şöyle devam etti: “ Ben ilk Cuma konuştum hiç kimse bana cevap vermedi. Acaba o yöneticilerden olurum mu diye korktum. Sonra ikinci Cuma yine konuştum bana yine hiç kimse cevap vermedi. Kendi kendime dedim ki “ Eyvah! Yoksa ben o cehenneme yığılan yönetici topluluğundan biri miyim? Üçüncü Cuma yine aynı şeyleri konuştum ve bu adam bana cevap verdi. O, bana hayat verdi beni ihya etti Allah’ta O’nu ihya etsin. İşte bu hassasiyet onları hep hayırla yad ettirdi. Şimdi insanlık onlar gibi yöneticileri mum ışığında arıyor.

 Adalet hassasiyeti noktasında yine Hazreti Muaviye’nin şöyle dediği rivayet edilir. “ Allah’tan başka yardımcısı olmayan bir kimseye zulmetmekten Allah’a sığınır Allah’tan haya ederim.” Onlar hep zulüm ağına düşmemek için o kadar ince hakikat ağları dokumuşlar ki günümüz insanlarının anlaması bile çok zor… Adil olan yöneticilerin tevazusu dillere destandır. Fakirlerin un çuvallarını taşıyan Hazreti Ömer’i unutmak hiç mümkün mü? Hazreti Selman’ın vali iken O’nu tanımayan Şamlı bir tüccarın “Ey adam! Şu yükümü taşımaya yardım etsene” deyince üzerinde kaba bir abası olan Selman hemen yükü sırtlandı. İnsanlar O’nu

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu