Dünya

KALBİN İSTİKAMETİ

“O gün ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah’a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şuara, 26/88-89)

Her türlü şüpheden arınmış, emri ilahiye muhalif şehvet ve arzulardan arınmış, hastalıklardan uzaklaşmış, yönünü Rabbine dönmüş kalp; kalbi selimdir.İstikametini bulan kalbin temelidir.

Kalbin istikameti dört temel üzere oturur:

1-Niyetleri Düzeltmek.

2-İhlâslı Olmak.

3-Takva Sahibi Olmak

 4-Allah ve Rasûlullah sevgisi

1-NİYYETLERİ DÜZELTMEK

         Hadis kitaplarından pek çoğu şu meşhur hadisle başlar: “Ameller ancak niyyetlere göre muteberdir ve ancak herkes için niyyet ettiği vardır. Her kimin hicreti Allah(c.c) ve Rasülüne olursa işte onun hicreti Allah ve Rasülüne olur. Ve her kimin hicreti elde edeceği dünyaya veya nikahlayacağı kadına olursa işte onların hicreti de hicret etmiş oldukları şeyedir.”(Buhari-Müslim)

       Buna göre niyyet amelin temelidir.İbadetlerin ruhudur. Abdullah bin Abbas (r.a)dan rivayetle Rasulullah (sav) Rabbinden rivayetle şöyle buyurdu.

“Şüphesiz ki Allah Teâlâ sevapları ve günahları yazdı ve sonra bunu şöyle açıkladı. Herkim bir iyilik yapmaya niyet eder ve onu yapmazsa şanı yüce olan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah (c.c) ona tam bir sevap yazar. Sevap işlemeye niyet eder ve onunla amel ederse Allah (c.c) onun için on sevaptan yedi yüz sevaba kadar sevap yazar ve kat kat sevap yazar. Bir günaha niyyet eder ve onu yapmazsa Allah Teâlâ ona tam bir sevap yazar, günaha niyyet eder ve onu işlerse Allah (c.c) ona sadece bir günah yazar” (Buhari-Müslim)

Güzel niyyet az amel ile birleştiği zaman o az olan ameli ibadetlerin Allah katında en yakini kılar, kötü niyete gelince salih olan çok ameli ziyan eder.Saçılmış zerreye çevirir.

Abdullah Bin Mübarek hazretleri buyuruyor ki: Nice az amel var ki niyetin doğruluğu onu çoğaltır. Nice çok amel var ki niyetin bozukluğu onu azaltır. Tereddütsüz iman (yakin)güzel niyetin bir meyvesidir.

Bu hususta Rabbimizin şu hükmü insanı titretmeya yeter:

“Onların yaptıkları her bir (iyi) işi dikkate alırız, fakat onu saçılmış zerreler haline getiririz.”(Furkan suresi 23)

Şanı yüce olan Allah(c.c)’ın lutfuna bak ki; kişi bir iyilik yapmaya niyet ediyor sonra da onu yapmıyor ve Allah (c.c) ona bir sevap yazıyor. O iyiliği yaptığı zaman ise sevap on, yüz, yedi yüz katlıyor ve kişinin niyeti ve ihlasına göre Allah (c.c) daha da artırarak sevap yazıyor. Bir günaha niyet etse sonra da onu yapmazsa bir sevap yazıyor. Bir günaha niyet edip onu yaptığı zaman ise sadece bir günah yazıyor.Şaşacak bir şey değil bu, çünkü günahı terk etmek başlı başına sevaptır.Günahtan dönmek ayrı bir sevap işlemektir. Bu hadis mümine gücü yettiğince her an hayır işlemeye niyet etmesi gerektiğini hatırlatıyor. Eğer niyet etmiş olduğu hayrı yerine getirirse ne mutlu onun karşılığı sevabı alır. Eğer yerine getiremezse Allah’u Teâlâ onu niyetine mukabil o kimseye sevap verir. Böylece şu ortaya çıkar ki müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır. Çünkü müminin yapmaya niyet ettiği hayırlar sınırlı vaktini, sınırlı malını ve kabiliyetini çok aşar. Bunun için kişinin aynen amelini kontrol ettiği gibi niyetini de kontrol etmesi gerekir. Niyetinde Allah rızası dışında bir yönelme bulursa onu hemen düzeltmesi gerekir.

Kalbiyle de her an kıbleye yönünü dönmesi gerekir. İnsanların bir kısmı bir salih amelle elde edilen kat kat faydaya şaşırırlar. O amel sahibine pek büyük ecir ve mükâfatlar kazandırır. Bu arada başkasının aynı amelle elde edemediği güzel neticeleri elde eder. Bunun sebebi çoğunlukla güzel niyetin tesirinden başka bir şey değildir. İyi niyyet masiyeti sevaba dönüştüremez. Şöyle ki; haram maldan verilen sadaka makbul değildir. Burada iyi niyyet hiçbir fayda vermez fakat güzel niyet, iyi niyyet ancak mübah olan şeyleri ibadete dönüştürür.

2. İHLÂSLI OLMAK

İhlâs: Allah’ın rızası dışında hiçbir şey gözetmeksizin kulluk yapmaktır.

Muhlis: Sadece Allah (cc)’ın rızasını gözeterek kulluk yapan kimsedir.

Muhlas: Sadece Allah (cc)’ın rızasını gözeterek kulluk yapma hali kendisine Vehbi olarak verilen kimsedir. İblis, muhlas olan kullar dışında hepsini azdıracağını muhlas olanlara gücünün yetmeyeceğini itiraf ediyor. “İblis: Ey Rabbim, beni azdırmana karşılık yemin ederim ki kesin olarak ben yeryüzünde onlar için süsleyeceğim ve hepsini azdıracağım ancak, içlerinden muhlas (kendileri ihlasa erdirilmiş) kulların hariç” (Hicr, 15/39-40)

“Her kim ki ihlâslı bir şekilde Lailaheillallah derse cennete girer.” (Tabarani) bu hadisi şerifte geçen ihlaslı bir şekilde ifadesini ancak İbrahim (a.s)’a Rabbimizin “De ki benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am, 6/162) ilahi emri açıklar.

İhlâsın başı yapılan işin Allah (cc) rızası için yapılmasıdır. İhlâsın kemali ise Allah (cc) rızası için yapılan amelin göze gözükmemesidir.

Ebu Hureyre (ra)’dan rivayetle Rasûlullah (sav) efendimiz şöyle buyurdular.

“Allah Teâlâ buyurdu ki; ben şirk koşanların şirklerinden müstağniyim (uzağım). Her kim ki yapmış olduğu amelde başkasını bana ortak koşarsa onu şirkiyle birlikte terk ederim (bırakırım)” (Müslim)

Allah (cc)’ın salih ameli kabul etmesi için ihlas şarttır. Allah Teâlâ şöyle buyurdu.” Dini yalnız kendine has kılarak Allah (cc)’a kulluk yapmalarıyla, emrolundular.” (Beyyine, 98/5) “Dikkat ediniz ki halis din Allah (cc) içindir.” (Zumer, 39/3)

Fudayl bin Iyaz buyurdu ki: İnsanlardan dolayı ameli terk etmek riyadır. İnsanlar için amel etmek ise şirktir. İhlâs ise Allah (cc)’ın seni bu ikisinden de kurtarmasıdır. Aynı şekilde “Lailaheillallah”sahitliğinin tam manasıyla tahakkuk etmesi için herhangi bir iyilik ve ihsan yaptığı zaman kişinin niyetinin sadece Allah (cc) rızası olması gerekmektedir.

Müminin (amellerinde) ihlâsı oluşturması gerekir. Amelin küçük bir parçasından bile olsa riya ve herhangi bir kimsenin başına kakmaktan amelinin uzak olması gerekir. Şöyle ki gizli sadaka vermek gibi yalnız teheccüt namazı kılmak gibi istifade edenin bile bilemediği hayır ve ihsanda bulunmak gibi gizli ameller var ki bunları ancak Allah (cc) bilir. Kişi zahiri yapmış olduğu amellerin her türlü şüpheden arınmış olması için gücü yettiği kadar son derece gayretli olması gerekir. İşte bu gayret istikamet yolunda atılmış bir adımdır. Bunun gibi kişi salih ameli de insanlar için terk etmez. (onu yapmaktan vazgeçmez.) Allah-u Teâlâ müminler için şöyle buyuruyor: “Allah (cc) Yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından da korkmazlar.” (Mâide, 5/54) O mümin şunu bilir ki Allah (cc) dışında hiçbir irade ve hiçbir güç Allah (cc)’tan izinsiz zarar veremez. Müminin imanının kalitesi arttıkça bu hakikat onda apaçık meydana gelir. Ve Allah (cc) onun için nefsinin tatmin olduğu yeni delilleri görme kapısını açar. Sen samimiyetle Allah (cc)’ın sınırlarını koru ki Allah (cc)’da seni muhafaza etsin.

3-TAKVA SAHİBİ OLMAK

“Ey iman edenler Allah’tan ona yaraşır bir şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Âl-i İmran, 3/102) Muaz bin Cebel (r.a. )’dan rivayetle Rasûlullah Efendimiz s.a.v şöyle buyurdular: “Her nerede olursan ol, Allahtan (cc) kork ve kötülüğü yok edecek bir iyilikle takip et. (Yani kötülükten sonra onu yok edecek bir iyilik izle. ) Ve insanlara en güzel ahlak ile muamelede bulun.” (Tirmizi)

Allah (cc) takva sahipleriyle beraberdir. “…Allah (cc)’tan korkunuz ve biliniz ki: Allah (cc) , takva sahibi olanlarla beraberdir.” (Bakara, 2/194) Rabbimizin takva sahipleriyle beraber olması: Dünya ve ahirette onlara nimet ve ihsanlar lütfetmesidir. Dünyada düşmanlarına karşı görünür ve görünmez ordularla yardım etmesidir. Onları kalbi nimetlerle donatmasıdır. Ukbadaki beraberliği ise Cennet ve Cemalini lütfetmesi ve takva sahibi kullarına sizden razı oldum ilelebet sizlere gadab etmeyeceğim demesidir. Zaten Rabbimiz takva sahiplerine başkalarına açmadığı maddi ve manevi rızık kapılarını açacağını haber vermektedir. “Herkim de Allah (cc)’tan korkarsa Allah (cc)’ona bir çıkış yolu kılar ve onu hiç hesap etmeyeceği yerlerden rızıklandırır. (maddi ve manevi).” (Talak, 65/2-3)

Kıymetli kardeşlerim “huzuruna toplanacağınız Allah (cc)’tan korkunuz.” (Mâide, 5/11) ayeti kerimesini sık sık tefekkür etmemiz gerekir. Yoksa hayatımız gaflet bataklığında çürür gider. O öyle bir huzur ki Peygamberân-ı izamın bizim ne edip etmediklerimizi sen en iyi bilirsin diyerek o huzurda hesabın ağırlığını bizlere haber vermiş oluyorlar.

İmam-ı Azam efendimize kendisini bilmez bir adam hakaret edince buna dayanamayan sevenleri o adamı kovalamaya başlarlar. İmam-ı Azam da o adamı kovalar. Adamı bir köşeye sıkıştırınca İmam-ı Azam Efendimiz adamı bırakın zarar vermeyin der. Adama yaklaşır “kıyamet günü senden şikâyetçi değilim haberin olsun.” der ve ayrılır. Ahali sorar Efendim adamı bunun için mi kovaladın. İmam cevap verir. “Evet huzuru ilahide haklı olarak bile hesaba çıkmak istemem.”

Allah Teala hazretleri pek çok ayeti kerimede Kur’anda takvaya teşvik etmiştir: “Ey insanlar Rabbinizden korkunuz şüphesiz ki kıyamet gününün sarsıntısı çok büyük bir şeydir.” (Hacc, 22/1)

Kuranı Kerimin bize anlattığı üzere melekler müminlere şöyle dua eder: “Ve onları her türlü kötülüklerden koru, kimi kötülüklerden korursan mutlaka sen ona rahmet etmişindir.” (Mü’min, 40/9) Müslüman’ın devamlı Allah’ın kendisini kötülüklere ve günahlara düşmeden koruması için dua etmesi gerekir. O(mümin) Namazlarının her bir rekatında “Bizi dosdoğru yolda sabit kıl” ayetiyle Rabbine o şekilde dua etmiş olmuyor mu?. . . Rasûlullah (sav) efendimiz şöyle dua ederdi: “Ey Allahım! Ben senden hidayet, takva, iffet ve zenginlik istiyorum.” (Müslim)

4-ALLAH VE RASÛLULLAH SEVGİSİ

“De ki ( Ya Muhammed) siz gerçekten Allah (cc)’ı sevdiğinizi iddia ediyorsanız bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin günahlarınızı bağışlasın. Allah (cc) çokça bağışlayan ve pek merhametlidir.” (Âl-i İmran, 3/31)

Enes bin Malik (ra)’dan rivayetle Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurdular. “Üç şey var ki her kimde bulunursa o kişi imanın tadını bulmuş demektir. (Birincisi) Allah ve Resulünün kendisine her şeyden daha sevimli olması

 (ikincisi): sevdiği kişiyi yalnız Allah için sevmesi (üçüncüsü): Allah Teala kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmaktan daha çirkin görmesi” (Buhari-Müslim)

Meşru sevgi ilâhî bir lütuftur. Kalbi kuşatan bir nurdur. “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse ;Allah sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü kafirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allahın dilediğine verdiği bir lütuftur. Allahın lütfu ve ilmi geniştir.” (Mâide, 5/54)

Şunu söyleyen ne güzel söylemiş: Sen sevdiğini iddia ettiğin halde o ilaha isyan ediyorsun. Yemin olsun ki senin sevgin doğru olsaydı o ilaha itaat ederdin. Şüphesiz ki seven sevdiğine itaat eder. Rasûlü Kiram Efendimizin Ashabında biz sevginin nasıl olması gerektiğinin ölçüsüne şahit olmaktayız. Ebûbekir Efendimiz (ra) Rasûlullah ile beraber hicret edeceği haberini alınca o tehlikeli yolculuğa sevdiği ile çıkmanın neşesinden sevinçten ağlıyor.

Hz. Enes, Allah (cc)’ın Rasûlü “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buharî, Müslim; Tirmizî) buyurunca diyor ki. Biz İslam olduktan sonra hiçbir şeye bu söz kadar sevinmemiştik. Sonra Hz. Enes ellerini açıyor ve “Allah’ım ben seni seviyorum, Rasulünü seviyorum Ebû Bekir ve Ömer’i de seviyorum; onların amellerini işlemesem bile onlarla birlikte olmayı umuyorum.” diye ağlıyordu. Berra b. Azib (ra) Rasûlullah Medine’ye hicret edince Medine Ehli öyle sevindi ki ben Medinelilerin hiçbir şeye böyle sevindiklerini görmedim diyor. Medine Halkı acaba Rasûlullah ben Mekkeliyim deyip Mekke’ye döner mi diye derde kaldı. Rasûlullah Efendimiz Hicretim Medineye’dir. Mematımda Medinede olacaktır deyince Medine halkının tekrar kalpleri Talaal Bedrularla sekinete kavuştu. Rabi b. Kaab el-Eslemi (ra) Rasûlullah ile birlikte geceledim gece Abdest suyunu götürdüm. Rasûlullah memnun oldu ve buyurdu ki iste ne istersen ben de Cennette sana refik olmayı isterim dedim. Başka bir şeylerde iste, dedi. İsteğim budur dedim. O zaman secdeyi çoğaltmak suretiyle bana yardımcı ol buyurdu. İşte sevgiliye olan arzu…

Ebu Bekir Efendimizin son isteği vefat eder etmez beni Habibullah’ın yanına defnetmeyi geçiktirmeyin olmuştur. Hz. Ömer Efendimizin Rasûlullah yanına defnolma isteği ve son sözleri dillere destandır. Enes b. Nadr’dan Rasûlullah öldü sözleri yayılınca Rasûlullah öldükten sonra yaşamayı ne yapacaksınız. Hadi kalkın Rasûlullah’ın öldüğü uğurda siz de ölün, nidasıyla sevdiğinin fedaisi olmuştur.

Allah(cc)’ı sevmenin alameti Rasûlullah’ı sevmektir. Rasûlullahı sevmenin alameti ise  O’nun sevdiği şeyleri sevmektir.

Analarımız babalarımız canlarımız sana fedadır Ya Rasûlallah

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu