Dünya

Allah Rasulünü sevmek imandandır

“(Resulüm! ) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.( Âl-i İmrân  31  )

             Hak katında kıymetin ilan edilip melaike ve murselin dilinde övülmüş Muhammed olarak musemma olundun. Güzel ahlakın tamamlayıcısı ahlak numunesi olarak üsve-i hasene kılındın. Yüce bir ahlak üzere model kabul edildin. Ey cennetle müjdeleyen, azab-ı ilahi ile korkutan tebliğci zerafetinle melekleri bile kendine hayran bıraktın. Seni barındıran arz, seni gölgeleyen sema senden haşa ki; çirkinlik görmedi ve duymadı. Çadırından dışarı çıkmamış iffetli bakire kızlar bile sendeki haya derecesine ulaşamadı. Sen öyle güzel tebessüm ederdin ki; seher vakti açmaya yüz tutmuş güllerin yaprakları ahengi güzelliğine güzellik katardı.

                       Allah Rasulünü sevmek imandandır. Bu konuda pek çok ayet ve hadis-i Şerif vardır.

                     Allah’ın Rasulüne muhabbet, ancak kişinin kendi canından da daha çok sevmesi ile ifade edilir.

                   Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in elinden Hazreti Ömer (r.a) tuttu ve ona dedi ki :’Ey Allah’ın Rasulü sen bana canım dışında her şeyden daha sevimlisin.

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de Hazreti Ömer’e : ‘Olmadı Ya Ömer. Ben sana canından daha kıymetli, sevimli olmadıkça olmadı Ya Ömer’.

O zaman Hazreti Ömer: ‘İşte şimdi Allah’a yemin ederim ki sen bana canımdan daha kıymetlisin deyince; Allah’ın Rasulü: ‘İşte şimdi oldu Ya Ömer buyurdu.

              Hadis-i Şerif’te ‘hayır olmadı’ diye ifade edilen mana; Ey Ömer iman kemal bulmaz ta ki beni canından daha çok sevmedikçe şeklindedir. Allah’ın Resulünü kişinin canından daha çok sevmesi farzdır.

Allah’ın Resulünün hadisi şeriflerinde ifade buyurduğu esasları dikkate aldığımızda şu esaslar ortaya çıkmaktadır. Peygamber Efendimiz ,müminlere canlarından,mallarından,ana -babalarından,hanımlarından,çocuklarından ve bütün insanlardan daha kıymetli ,daha sevgili olmadıkça iman  kemalini bulamaz.                

                     Rasulullah muhabbeti; maldan, candan ve her şeyden daha sevgili olmalıdır.

Tevbe suresinde ifade edilen üç sevgi her müminde tahkiki olarak oluşması gereken sevgilerdir

1-Allah sevgisi

2-Rasulullah sevgisi

3-Cihad sevgisi

De ki; “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler size Allah’tan peygamberlerinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola iletmez.” Tövbe (24.ayet)

               İmam Kurtubi Allah ve Rasulünün sevgisinin herşeyden daha önemli olduğuna bu ayeti kerime delildir buyuruyor.

“(Resulüm! ) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”( Âl-i İmrân  31  )

               Bu Ayet-i Kerimede ifade edilen sevgi sadece dil ile seviyorum demek değildir; Allah Resulünün sünnetine tabi olmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sünnetinin yeşermesi,ona salatü selamların dillerde bulunması, imanın tadını elde etmenin bir alametidir.Yüce Allah, imanın tadını elde etmenin yolunu Allah’ın Resulünün sevgisini elde etmeye bağlamıştır.

Şu Hadis-i Şerifi bu noktada zikredebiliriz:

”Üç şey vardır ki o üç şey her kimde olursa imanın tadını alır.

– Allah ve Rasulü kendisine her şeyden daha sevimli olması.

– Sevdiğini yalnız Allah için sevmesi.

– İman nasip olduktan sonra dinden (imandan) dönmeyi, ateşe atılmaktan daha kötü görmesi.

                         Allah’ın Resulünün sevgisi ile dolan bir kalp; ahirette Allah’ın Resulü ile birlikte olacaktır. Yani kim canı gönülden Allah’ın Rasulünü severse Allah’ın Rasulü ile birlikte olur.

                      Adamın birisi Peygamberimiz’e geldi ve dedi ki: Ey Allahın Rasulü! kıyamet günü ne zamandır?

Peygamberimiz de buyurdu ki: ‘Peki sen o gün için ne hazırladın.’

Adam da: Allah ve Resulünün sevgisini deyince;

Peygamber Efendimiz (s.a.v): ‘Şüphesiz ki sen sevdiğinle berabersin.’buyurdu.

Hazreti Enes (r.a) anlatıyor

‘Biz Allah’ın Rasulün’den ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir’ sözünü duyduğumuz kadar hiç bir şeye sevinmemiştik.

Hazreti Enes (r.a) bunu duyar duymaz  ayağa kalktı: ‘Şüphe yok ki ben; Allah’ın Rasulünü,Ehli Beyt-i,Hz.Ebubekir’i,Hazreti Ömer’i seviyorum umarım onlarla birlikte olurum.Onların amellerini işleyemesem bile onları seviyorum buyurmuştur.

 Kişi sevdiği ile beraberdir. Bu ferman ne büyük müjde; çünkü amellerimiz onlara yetişmese bile sevgimiz cennette onlarla birlikte kılıyor bizi.

Sadece dil ile Allah’ın Resulünü seviyorum demek sevginin tahakkuku için yeterli olmaz

Hiç şüphesiz ki Allah’ın Rasulünü sevmenin birçok alameti vardır.

Kadı Iyaz diyor ki: ‘Allah ve Rasulünü sevdiğini iddia eden bir kimsenin sevgisini ispatlayan şey Allah’ın Resulünün sünnetinin yücelmesi için çaba sarf etmesi, şeriat-i mutahharayı muhafaza etmesi ve hayatının tamamında Allah ve Resulünün yolunda; malını, gerekirse canını vermesiyle ispat olunur.’buyuruyor.

-Allah’ın Rasulünü bir kere görmek velev ki rüyada dahi olsa dünyanın tamamından kişiye daha sevimli gelmelidir.

-Allah’ın Rasulünün davası uğruna malını, canını her şeyini ortaya koyabilmelidir.

-Emir ve yasaklarda kişinin takva üzere hassas olması da diğer bir alamettir.

                  İşte bunlardan her biri kimde bulunursa Allah Teala’ya hamd etsin.Allah Resulünün sevgisini hak eden kul olduğu için şükretsin Bu şerefle şereflendiği için hamdü senalar etsin. Çünkü o öyle bir şereftir, öyle bir devlettir ki;dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir.

         Aişe (r.a) annemiz anlatıyor.’Bir gün babam Ebu Bekirle birlikte evde idik. Öğle sıcağında pencereden gördüğümüz bir kimse; başını, gözünü kapatmış eve doğru ilerledi ve kapı çalındı. Baktım ki Habibi Kibriya… Allah’ın Rasulü görünür görünmez babam ‘Anam, babam, canım sana feda olsun Ya Rasulallah’ dedi.

Allah’ın Rasulünü içeri aldı ve babama; ‘Ey Ebu Bekir hadi çık Allah seninle birlikte hicret etmemi emir buyurdu.’dediler. O’da dedi ki: ‘Anam, babam, canım sana feda olsun Ya Rasulallah’ dedi. Sevinç gözyaşları içerisinde kaldı. Aişe (r.a) buyuruyor ki. Bir insan sevinçten böyle mi ağlarmış hâlbuki hicret denen şey; çöl ortası, peşine yüz deve için takılan azgınlar olacaktı, çöller geçilecekti, yılanların haşeratın pek çoğu belki de musallat olacaktı.

                      Allah’ın Rasulü (s.a.v)’nin hicret edeceği Ensar tarafından duyuldu. Ve O’nu beklemeye başladılar. Ensar’ın bu bekleyişini hiçbir beşer kitabı hakkını vererek yazamaz. Onların gönüllerine düşen aşkı, ateşi ifade edemez.

                    Peygamber Efendimiz (s.a.v)’nin hicret edeceğini duyan müslümanlar Medine’nin çıkışında O’nu beklemeye başladılar. Öğle sıcağı; yine onlar gözlerini veda tepesine dikmiş gelecek sevgiliyi bekliyorlardı. O sıcakta bir kimse bile rahatsız olmamıştı. Ne var ki artık evlerine dönecekler beklediklerini görememe mahzuniyetinden başka hiçbir gündemleri yoktu.İnsanlar evine doğru dönmeye başlarken;  tam bu esnada hurma ağacından doğacak nuru gözetleyen bir yahudi ‘Beklediğiniz gözüktü,beklediğiniz geliyor’ diye bağırınca Ashabı Güzin’in gözüne can geldi ve Taleal bedru aleyne diyerek yediden yetmişe öyle neşelendiler öyle neşelendiler ki; hepsi tek bir göz oldu Habibi Kibriya’ya bakıyor.Allahu Ekber Allahu Ekber diye tekbirlerle nida ediyorlardı.Bu nasıl bir sevgi ki; gözler ondan başka hiç bir şeyi aramıyor,ondan başka hiçbir şeyi görmüyordu.Öğle sıcağı bile onları O’nu görmekten alıkoymuyordu.O’nu gören bir göz de bizim gözümüz olur mu diyorlardı.

Ensar  bu kutlu günü şöyle özetliyordu. ‘Güneş bize o günkü kadar güzel doğmadı.

O gün kadar güzel bir gün görmedik.

Hiç bir günümüz Allah’ın Rasulünün gelişi kadar güzel olmamıştı.

                        Habibi Kibriya’nın gelişinden sonraki günlerde Ensar akın akın gelip doya doya aşk membaından gönül pınarından içtiler; zaman hızla ilerliyor, Muhacirler ise şöyle düşünmeye başlamıştı bile ‘Acaba Habibi Kibriya ve gelen Muhacirlere Ensar alıştı da artık biz onlara yük olmaya mı başladık. Acaba artık bizi aynı duygu ile gönüllerine sığdıramaz mı oldular? Bunları duyan Ensar Rasulallah’a gitti.

‘Ya Rasulallah böyle böyle şeyler duyduk. Allah’a yemin olsun ki biz senin bize geldiğin gün kadar hiç bir gün mutlu olmadık.Bizde geldiğiniz günlere göre biraz durgunluk varsa; şüphe yok ki o durgunluk şu korkumuzdandır.Birgün sen dersen ki Ben Mekkeliyim Mekke’ye döneceğim oraya yerleşeceğim.’Bir an bunu düşündük… biz sensiz ne yaparız Ya Rasulallah, sensiz bizler nasıl yaşarız Ya Rasulallah. Bu durum bizi durgunlaştırıyor. Ya Rasulallah. Yoksa sen ve sana iman edip buraya gelen arkadaşların başımızın tacıdır Ya Rasulallah.

                 Rasulullah bu duruma çok memnun oldu. Bu memnuniyeti şu kelimelerle dile getirdi.

” Ben Allah’ın kulu ve Rasulüyüm. Allah’ın emri ile Medine’ye hicret ettim. Şu bedenim sizin içinizde bulunduğu gibi vefatım da Medine’de olacak. Ensar’ın gönlünde Taleal bedrular  bir defa daha coştu. Sanki Habibi Kibriya yeniden gelmişti Medine’ye. Bu haber onları öyle coşturdu ki ağlamaya başladılar. Bu ağlama sevinç ağlaması idi. Rasulullah Medine’de kalacaktı. Yediden yetmişe bütün Medine bu haberle coşmuştu. Neşeli neşeli anlatılmaya başlandı. Allah’ın Rasulü burada kalacakmış. Hatta naaşı bile Medine’de olacakmış diye anlatıyorlar ve ağlıyorlardı. Görüyor musunuz sevginin hakikatini kalplerini rasul sevgisine kab yapan ALLAH ERLERİNİ…

                    Allah’ın Rasulünün sadık sevgililerinden bir başkası da Hazreti Sevban’dı..Huzuru Pak’i Nebi’ye geldi.’Ey Allah’ın Rasulü vallahi sen bana anamdan,babamdan ve canımdan daha sevgilisin’.Evimde uzun uzun düşündüm durdum.Sabredemedim huzuruna geldim şu cemalini seyretmeye geldim.Bir an aklıma aramızdan ayrılacağın geldi Ya Rasulallah.Sen Makam-ı Mahmut sahibi Şefaati uzma sahibi bir Peygambersin.Sen cennet’e gireceksin.Bizim cennet’e gireceğimiz bile belli değil.Hadi girdik diyelim.Ya seni göremez isek Ya Rasulallah.İşte bu dertle bu hale geldim.Bekledi Rasul-i Kibriya cevap vermedi.Ta ki Cibril-i Emin indi.Müjde ile geldi.

“Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine ni’met verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir.” (Nisa; 69)

              Hazreti Sevban neşe ile ‘Bu Ayet-i Kerime benim için mi nazil oldu Ya Rasulallah’.Peygamber Efendimiz buyurdular ki:” Ya Sevban bu Ayet-i Kerime senin için ve kıyamete kadar gönlü senin gibi sevgi ile dolu olanlar için nazil oldu ” buyurdular.

              Rabi Bin Kab El Elsem anlatıyor.Allah’ın Rasulü ile beraber gecelemiştim.Abdest suyunu getiriyor.Her an ihtiyaçlarını karşılıyor,isteklerine aynı anda cevap vermeye çalışıyordum.(Rasulullah onun hizmetinden memnun oldu)ve Ona buyurdu ki: ‘İste,istediğin yerine gelecek’.Ben de dedim ki ‘ Ben ancak cennet’te seninle beraber olmayı istiyorum.Peygamber Efendimiz(s.a.v) ‘Başka bir şey iste verilecek. O yine  Ben ancak cennet’te seninle beraber olmayı istiyorum Başka bir şey istemem Ya Rasulallah sadece isteğim budur.’dedi.Habibi Kibriya Ka’b’a baktı; ‘Bana secdelerini çoğaltmakla yardımcı olur musun’ buyurdu. İşte Allah’ın Rasulünün sadık muhibbi sadık sevgilisi; o öyle bir şeye talip olmuş ki başka hiçbir şey istemiyor. ‘Ben seninle birlikte olmayı isterim Ya Rasulallah’ diyor.

             Allah Rasulü’nün Ashabı Onu bir kere görmeye hiç bir şeyi değişmezdi.Anaları,babaları çocuklarına derdi ki; Allah’ın Rasulü bir yerde sohbet ediyorsa siz burada ne gezersiniz diye çocuklarını uyararak Allah’ın Rasulü’nden uzak olmalarına razı olmazlardı.

                   Hazreti Ömer Efendimiz; öyle bir sadık muhib ki bu dünya’dan Dar-ı Beka’ya göç zamanı yaklaşmıştı.Gönlünde bir istek vardı.Ebu Bekir Sıddık Rasulallah’ın vezir’i idi.Kabri de Rasulü Kibriya’ya komşu olmuştu.O’nun isteği de O idi.Kabir’de Rasulallah’a komşu olmaktı.Oğlu Abdullah’a seslendi.Oğlum Abdullah Mü-min’lerin anası Aişe(r.a) ‘ye var benden selam söyle,Ömer(r.a)’in selamı var ey mü-Min’lerin anası de.Benden için mü-min’lerin emiri deyip de edepsizlik etme.Çünkü artık ben Mü-min’lerin emiri değil,kabre yönünü dönmüş ölüm döşeğindeki bir kimseyim.De ki ‘Babam senden Habibullahın  yanına defnolunmak için izin ister.’ Hazreti Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah müminlerin anasının huzuruna varır selam verir, konuşmak için izin ister. Bakar ki müminlerin anası oturmuş ağlıyor. Der ki babam Habibi Kibriya’nın yanına komşu olmayı ister. Perde arkasından Ben de

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu